30 Ekim 2009

Türk bilim adamlarından görünmezlik pelerini


Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (NANOTAM) araştırmacıları, cisimleri belli frekanslarda görünmez kılan nanoteknoloji tabanlı malzeme geliştirdi.

Türkiye'nin tek Descartes bilim ödülü sahibi olan Bilkent Üniversitesi NANOTAM Başkanı Prof. Dr. Ekmel Özbay'ın başkanlığını yürüttüğü projede doktora öğrencisi Atilla Özgür Çakmak tarafından geliştirilen "görünmezlik pelerini" teknolojisi, askeri araçların üzerine kaplanacak bir metamalzeme sayesinde istenilen frekans bandında, tankların hatta havadaki uçakların görünmezliğine olanak sağlıyor. Görünmezlik pelerini, parazit ve gürültü oluşturmadığından dünya literatürüne de pek çok yenilik katıyor.

Prof. Dr. Özbay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda dünyanın en önde gelen araştırma merkezlerinin, üniversitelerinin tam ve kesin bir görünmezliğe ulaşabilecek teknolojileri geliştirmeye odaklandığını ifade etti.


Bu rekabete Türk araştırmacılar olarak kendilerinin de katıldığını dile getiren Özbay, NANOTAM'da geliştirdikleri metamalzeme tabanlı "görünmezlik pelerinin" dünyadaki benzerlerine göre yenilikler içerdiğini kaydetti.

"Görme" ya da "algılama"nın, bir cisimden yayılan ya da üzerine çarpıp saçılan elektromanyetik dalgaların algılayıcılara geri dönmesiyle gerçekleşen bir süreç olduğunu anlatan Özbay, "Görünmezlik sağlamak için yapılacak şey, saklanacak cismin elektromanyetik dalgaları saçmasını önlemek, dalgaların çarpmasını engellemek ya da çarpan dalgaların gelişigüzel saçılmasını önlemekle gerçekleşebilir. Herhangi bir cismin üzerine kaplanacak bu özel pelerin sayesinde cisimler görünmez kılınabiliniyor" bilgisini verdi.

Cisimler "görünmez" hale gelebildi

Prof. Dr. Özbay, merkezde yaptıkları başarılı deneyde, alıcı ve verici arasına konan metal bir silindirin elektromanyetik ifadelerle "görünmez" kılındığını bildirdi.

"Görünmezlik pelerini" olarak adlandırılan tam görünmezliğin, teorik olarak uzayda arındırılmış bir bölge yaratmakla mümkün olacağını belirten Özbay, geliştirdikleri metamalzemelerle saklanmak istenilen cismin etrafı kaplandığında cismi belli elektromanyetik dalgalar için görünmez kılmanın mümkün hale geldiğini kaydetti.

Bilim çevrelerinde "halının altına saklamak" olarak isimlendirilen pelerinleme yöntemi ile Bilkent Üniversitesinde gerçekleştirilen deneylerde radyo frekanslarında bir metal silindirin elektromanyetik ifadelerle görünmez hale getirildiğini bildiren Özbay, şöyle konuştu:

"Normalde metal bir yüzeyin üzerine gelen dalgaları saçılıma uğratması ve hatta arkasında gölge bırakması beklenir. Oysa ki metal silindirin etrafına metamalzemeler kullanılarak örülen pelerin sayesinde elektromanyetik dalgaların yollarına hiç bir bozulma yaşamaksızın devam etmesi sağlandı. Bu çeşit bir sistemi dışarıdan elektromanyetik dalgalar yardımı ile tarayan bir okuyucunun ortaya yerleştirilen metal silindiri fark etmesi imkansızlaştırıldı."

"Uluslararası literatürde Türk başarısı"


Türkiye'nin bu çalışma ile birlikte görünmezlik pelerinini üretme teknolojisine erişebilen ABD ve iki Avrupa Birliği üyesi ülkenin ardından 4. ülke konumuna geldiğini bildiren Özbay, "Bilim merkezleri arasında bir rekabete olanak sağlayan bu yarış nefes kesici. Mükemmel görünmezliği elde etmek için sürekli geliştirilen ve güncellenen yeni tasarıların sanayiye ve askeri kullanımlara uyarlanmasıysa tahmin edilenden daha kısa sürede gerçekleşecek" dedi.

Ar-Ge çalışmalarının bu yılın başında "New Journal of Physics" dergisinde yayımlanarak literatüre girdiği bildirildi.

24 Ekim 2009

Osmaniyeli Mucitten ‘Dalga Salıncağı’



Osmaniyeli mucit Cevdet Başkal’ın geliştirdiği, Türk Patent Enstitüsü’nün ön incelemesini tamamlandığı ”Dalga Salıncağı”, dalgaların hareketinden enerji üretiyor. Cevdet Başkal (50), ilköğretim okulunda öğretmeninin uygulamalı deney yapmasından etkilenerek, mucitliğe başladığını ifade etti.

Bu kapsamda, dalgalardan enerji üretimi üzerine çalışmalarını yoğunlaştığını belirten Başkal, ”geliştirdiğim sistem ile hem tatilciler duba üzerinde eğleniyor, hem de enerji üretiliyor. Dubaya takılı bir sistem, dalgalarla birlikte yükselip alçalıyor ve ileri geri hareket ediyor. Bu hareket sayesinde de enerji açığa çıkıyor. Buluşum, petrole ve kömüre eşdeğer bir enerji yaratacak, elektrik üretilebilecek” dedi.


Dalga salıncağı için 6 ay önce müracaat ettiği Türk Patent Enstitüsünün ön incelemeyi tamamlandığını kaydeden Başkal, şöyle konuştu:

”Ön incelemede, enstitü ‘bu buluşta dalga enerjisinden faydalanılmaktadır. Dalga salıncağı, suyun iniş çıkışına göre çalışır. Bu sistemde dalga yüksekliğince su, dubayı kaldırmaktadır.

Dalganın geçişi ile duba yükseldiği mesafeden hızlı bir şekilde geri döner. O hareket sayesinde enerji ortaya çıkar’ şeklinde değerlendirme yaptı.
Ön incelemenin ardından, fiziki inceleme yapılacak ve patenti almaya hak kazanacağım. Patent konusunda olumlu yanıt alacağıma inanıyorum.”

Mucitliğin kendisi için bir tutku haline geldiğini ifade eden Başkal, ”Antalya’daki evimi, otomobilimi, babamdan kalan 20 dönüm arazimi ve 35 yıllık kazancımın büyük bölümünü buluşuma harcadım. Hatta patentini alabilmek için borçlanabilirim. Devlet desteği almadan ancak bu kadarını başardım” şeklinde konuştu.

Müracaatının ardından boş durmadığını, adından söz ettirecek yenilik arayışlarını sürdürdüğünü ifade eden Başkal, bir minibüsü ile maaşını da yeni buluşları için seve seve harcamaya hazır olduğunu kaydetti.



Kaynak: Cumhuriyet - 10 Ekim 2009

Adanalı mucitler lazer üretti


ABD, İsrail, İngiltere ve Hindistan'da savunma sanayiinde kullanılan ve üretim yöntemi sır gibi saklanan lazer, Türk mucitler tarafından üretildi.
Özelleştirme Sosyal Destek Projesi (ÖSDP) kapsamında Adana Sanayici ve İşadamları Derneği'nce (ADSİAD) hazırlanan ve Dünya Bankası tarafından desteklenen Adana İş Geliştirme Merkezi (İŞGEM) bünyesindeki Ment-Isoft firması çalışanları tarafından üretilen lazer tekstil sektöründe kullanılmak üzere üretildi. Firma sahibi Alpay Bekret, yaptığı açıklamada, ürettikleri lazerin geliştirildiği takdirde savunma sanayiinde silah ve mayın tespiti, kilometrelerce uzaktaki sesleri dinleyebilme ve veri alabilme gibi özelliklere sahip olduğunu söyledi. Dünyada sadece ABD, İsrail, İngiltere ve Hindistan'ın özellikle savunma sanayiinde silah olarak kullandığı lazerin üretim yönteminin sır gibi saklandığına dikkat çeken Bekret, "Türkiye'de lazer üretimi yok. Dolayısıyla Türkiye, birçok sektörde kullanılan lazeri, dışarıdan en az 4-5 bin dolara ithal ediyor. Biz patentini aldıktan sonra bu lazeri 200-300 dolar gibi fiyata satmayı planlıyoruz" dedi.


Türkiye'de enerji üretimi sıkıntısı yaşandığına da dikkat çeken Bekret, lazer ışınlarının soğuk füzyona uğratılmasıyla enerji elde edilebileceğini kaydetti. Lazerin kullanım alanlarının türlerine göre değişebildiğini belirten Bekret, şunları söyledi:
"Lazer birçok hassas sektörlerde kullanılabiliyor. Bir mermer, dağdan kesme makineleriyle blok halinde kesilirken, kırıklar oluşuyor. Ancak lazerle yapılacak olan işlem kusursuz oluyor. Çünkü, lazer ışını bir jiletten 30 kat daha keskin ve ince. Böyle olunca da hata yapma oranı sıfıra iniyor. Bir cismin içini açmadan içindeki alana müdahale yapılması somut makinelerle mümkün değilken, lazer cismin içine işleyerek üst katmana zarar vermeden içine müdahale edebiliyor. Lazere sahip olan ülkeler daha çok savunma sanayiinde kullanıyor. Teklif gelmesi halinde geliştirerek Türk savunma sanayisine katkı sağlayabiliriz. Bu konuda tekliflere açığız" diye konuştu.
Lazerin mucitlerinden Adnan Işık ise yaklaşık 3 yıldır üzerinde çalıştıkları lazeri yaklaşık 70 bin dolara mal ettiklerini belirterek, "Önemli olan bu lazeri üretebilmekti. Biz lazeri yönlendiren kontrol mekanizması tüpü ve bu tüpün içerisindeki kimyasalları üretebildik. Sıra bunu geliştirmekte. En çok 30 wolt civarında bir güce ulaşabildik. Ama bu lazer ABD'de ilk kez üretildiğinde 0,5 wolt güç yapılabilmişti. Yani bunu başarmamız oldukça büyük bir gelişme. Biz tekstil amacıyla ürettik ama geliştirildiği takdirde savunma sanayi ve daha bir çok alanda kullanılabilir" dedi.

Uzaya Asansör Yapan Türk



22 Mart 1973’te Almanya’nın Köln kentinde dünyaya geldi. 32 yaşında ve bekar. Bir işçi ailesinin 3 erkek çocuğunun en büyüğü. Babası mekanik mühendisi, annesi ev hanımı. Ortanca kardeşi Bayer şirketinde kimyager, en ufak kardeşi ise Alman Havayollarında pilotluk eğitimi alıyor.1981′e kadar Almanya’da ilköğretimine devam etti ancak ailesinin kesin dönüş planları yapmasından dolayı tek başına Bursa’ya dayısının yanına geldi. Ailesi kesin dönüşten vazgeçmesine rağmen akrabalarının yanında kalarak Bursa Özel İnal Ertekin İlkokulundan mezun oldu. Sınavlarda ilk yüze girerek Bornova Anadolu Lisesini kazandı ancak bir sene sonra Bursa Anadolu Lisesine dönüp oradan mezun oldu. 1996′da Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinden mezun olup, aynı sene Almanya Bauhaus Mimarlık Akademisine yüksek lisans için kabul edildi.

1997′de aynı üniversitenin Bilgisayarlı Tasarım kürsüsüne asistan olarak girip Avrupa Uzay Havacılık Dairesi’nin (ESA) uzay istasyonu tasarımını yönetti. Mühendislik lisansını yüksek teknoloji (high-tech) yapılar üzerine gerçekleştirdi.1999 Nisan ayında Japonya’dan davet alarak Tokyo Üniversitesine doktora eğitimi için geldi. Aynı sene Kajima şirketinin tasarım bölümüne girerek Japonya’da yapılması planlanan 800 metre yüksekliğindeki DIB-200 binasının tasarımını yönetti. Projenin getirdiği yankı üzerine, 2000 senesinde NASA’nın “Uzay Asansörü” çalışma grubuna davet edildi ve aynı senenin sonunda projenin başına getirildi.


2003 senesinde “uzay teknolojisi ve insan yerleşimleri” üzerine doktorasını yazdı ve yardımcı doçent olarak Japon Uzay Havacılık Dairesine tarihindeki ilk yabancı olarak kabul edildi. 2 ay sonra, uzay asansörü projesini “ATA” adı altında yenileyerek JAXA’da uzman ve öğrencilerden oluşan 58 kişilik bir grubun başına geçti.Bugüne kadar JAXA’nın Hayabusa uydusunun tasarımı ve Uluslararası Uzay İstasyonuna eklenmesi planlanan “Kibo” modülünün geliştirilmesinde de rol oynadı.

ATA Uzay Asansörü dışında gene JAXA’nın en önemli teknoloji programlarından biri olan “güneş antenleri” projesinde de kendi grubuyla anten tasarımlarını hazırladı. Uydu ve antenler için hazırlanan tasarımlar Bandai şirketi tarafından çocuklar için oyuncak haline de getirildi.2005 Mayıs ayında “Infra-Free Structures” (altyapıya gerek duymayan yapılar) konseptini kurarak uzay teknolojisinin yeryüzü teknolojine transferiyle doğal felaketler ardından insanlara yardım ve 3. Dünya ülkelerinde altyapıya gerek duymadan yaşama elverişli üniteleri tasarlayarak doçentliğini aldı ve Tokyo Üniversitesinin Mühendislik Fakültesinde en genç ve tek yabancı öğretim üyesi oldu.

2004 senesinde doktora yıllarında yazdığı “11.boyutta uzay teoremi” ile Cambridge Üniversitesi fizik ödülünü ve 2005 senesinde bilim teknoloji dalında Amerikan Şeref madalyasını kazandı. Aynı konuda Japonya’da “Uzayın dışı” adlı ilk kitabını hazırladı.İkinci kitabı “Guidebook”u Haziran ayında, üçüncü kitabını (adı henüz karar verilmedi) ise Eylül’de yayınlayacak olan Anılır, aynı zamanda gelecek sene hem kitap hemde yönetmen Ootomo Katsuhiro’nun animasyon haline getirmeye planladığı “Evrim” isimli senaryosunu da hazırlamaktadır. Ayrıca Japon televizyonunda yayınlanan “Whiteman” (Beyaz Adamlar) programının sunuculuğunu da üstlenmektedir.

Princeton ve Hong Kong üniversitelerinde konuk profesör olarak da görev yapan Anılır, NASA Johnson Uzay Merkezi ve NASA Ames Araştırma labaratuvarlarının çalışmalarına da katılmaktadır. Amerika Uzay Havacılık Enstitüsünün (Amerian Institute of Aeronautics and Astronautics) Tasarım ve Mühendislik Komitesi’nin (Design Engineering Technical Committee) eğitim ve teknoloji sorumluluğunu da üstlenen Anılır, 70ten fazla uluslararası yayına sahiptir ve Marquiz grubu tarafından yayınlanan Yüzyılın Bilim Adamları ansiklopedisine de dahil edilmiştir.

Işığa Hükmeden Türk



Henüz 28 yaşında. Ancak yaptıkları ile Economist, Focus ve Nature gibi ünlü dergilere konu oldu. Mehmet Fatih Yanık, uzmanların ancak -270 derecede durdurabildiği ışığı, oda sıcaklığında ve bilgisayar çipinde hapsetmeyi başardı.


NANO CERRAHİNİN İLK ADIMINI YANIK ATTI


Ünlü Stanford Üniversitesi’nde doktora yapan Yanık’ın buluşu çok hızlı işlem yapabilen geleceğin sistemi kuantum bilgisayarları ile sinir hücrelerinin yenilenmesinde kullanılacak ileri nano cerrahinin ilk adımı.


MATRIX’TEKİ BİLGİSAYAR SİSTEMİ KURULACAK



Türk bilimadamları da Yanık’ın buluşunun bilim dünyası için büyük bir adım olduğunu açıkladı: Şimdi ancak bilimkurgu filmlerinde izlediğimiz iletişim teknolojisi bu buluş sayesinde hayata geçebilecek.



*Işığı odaya hapsetti bilimde devir değişti
*Genç Türk bilimadamı Fatih Yanık, ışığı oda ısısında durdurmayı başardı… ‘Matrix’ ve ‘Azınlık Raporu’ filmlerinin bilgisayar teknolojisi artık hayal değil.
*Mehmet Fatih Yanık, ABD’de yaşayan en genç Türk bilim adamlarından. Henüz 28 yaşında. Bilim ve Teknik dergisiyle başlayan teknoloji merakı, onu bugün bilim literatürüne geçen birçok buluşun sahibi haline getirdi. Yanık, dünyaca tanınmış Massachusetts Institute of Technology (MIT) üniversitesinde fizik ve elektrik üzerine burslu lisans eğitimi aldıktan sonra halen Stanford Üniversitesi’nde doktorasını sürdürüyor. Genç adam, önceden -270 derecede, gaz halindeki atomlara transfer edilerek hapsedilebilen ışığın, oda sıcaklığında ve çip teknolojisinde kullanılan mikro optik devrelerle durdurulmasını sağlayarak tarihe geçti.


SİNİR HASTALIKLARINA ÇARE


Yanık beri yandan da, bu icadının sağlık alanında kullanılabilmesi için, bir saç telinin binde biri kadar küçük boyutlarda çok hassas cerrahi müdahale yapılmasını sağlayan nano cerrahi tekniğiyle sinir hücresi yenilenmesi üzerinde çalışmaya başladı. Fatih Yanık, bu çalışmaların sinir sistemiyle alakalı hastalıkların tedavisinde önemli rol oynayacağını belirterek, “Çok küçük organizmalarda sinir hücresi yenilenmesini çalışabiliyoruz. Bu kadar küçük organizmalarda sinir hücrelerinin yenilenmesini çalışabilmek moleküler biyoloji ve tıp açısından oldukça önemli. Küçük organizmalarda insanlar üzerinde yapamayacağımız moleküler deneyleri yapmamız mümkün. Bu sayede sinir hücrelerinin nasıl çalıştıklarını ve nasıl yenilendiklerini moleküler seviyede daha iyi anlayabileceğiz. Bu da, insanlarda sinir sistemiyle ilişkili hastalıkların tedavisi için çok önemli” diye konuştu.


HER ŞEY DERGİLERLE BAŞLAMIŞ


Babası emekli subay, annesi ev hanımı olan Yanık, ilkokulu İstanbul Çapa’da bitirdikten sonra ortaokulu Antalya Anadolu Lisesi’nde okudu ve Ankara Samanyolu Fen Lisesi’nden mezun oldu. Yanık, bilime olan merakının bilim ve teknik dergileriyle başladığını belirterek, “Ortaokul yıllarımda dayım bilim teknik dergileri getiriyordu. Kuantum fiziğinin ne olduğunu o zamanlar öğrendim. Ailemde diğer bir fizikçi ise kardeşim Ahmet Yanık. Kendisi de nano teknoloji üzerine çalışıyor” diye konuştu. Genç bilimadamının fizik sevgisi kendisini fizik olimpiyatlarına kadar götürdü. Türkiye’de her yıl seçilen 5 kişilik takıma ilk olarak 1994′te girdi. Çin’de onur belgesi ve teoride bronz madalya aldı. 1995 yılındaysa Avustralya’da kardeşiyle birlikte gittiği olimpiyattan bronz madalya ile döndü. Yanık, “Türkiye’ye dönecek misiniz?” sorusuna “Şu anda bir süre daha ABD’de çalışmalarıma devam etmeyi düşünüyorum. Türkiye’de de çalışmalarımı sürdürmem mümkün. İleride kuantum fiziği ve moleküler biyolojinin kesiştiği konularda çalışıp kendi laboratuvarımı kurmaya çalışacağım” yanıtını veriyor.

Beynin Sırrını Çözen Türk::: Onur Güntürkün



Onur Güntürkün´e bilim çevreleri Türk Hawking diyor. O da Hawking gibi tekerlekli sandalyeye mahkum, ve o da bir dahi. Profösör Güntürkün, beynin iki yarısının farklı çalıştığını kanıtlayıp, Almanya´nın en büyük tıp ödülünü kazandı. Onur Güntürkün, 4 yaşında çocuk felci geçirip tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. Yılmadı. Türkiye´de liseyi bitirip Almanya´ya gitti, beyin alanında uzmanlaştı. 35 yaşında profesör, 4 yıl sonra ordinaryüs profesör oldu. Şimdi 44 yaşında ve RUB Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dekanı. Prof. Güntürkün beyinle ilgili birçok buluşa imzasını attı. En önemlisi, beynin iki yarısının farklı çalıştığını kanıtlaması. Bu buluşu 1 milyon marklık Krupp Bilim Ödülü´nü kazandırdı, Nobel adayları arasına soktu.

Nobel'e Aday Gösteriliyor



Beyin ve sinir sistemi üzerine önemli çalışmalara adını yazdıran Onur Güntürkün, 35 yaşında profesör, 39 yaşında da ordinaryüs profesör oldu. Şu anda 44 yaşında ve Almanya´da RUB Üniversitesi Psikoloji bölümü dekanı. 2000 yılında İstanbul Üniversitesi´nden “Fahri Doktora” unvanı alan dünyaca ünlü bilim adamımız Prof. Dr. Onur Güntürkün´ün adı, Nobel almaya aday isimler arasında anılıyor…


Prof. Güntürkün´ün yaşamı, aslında gerçek bir azim ve kararlılık öyküsü adeta. Hayatını ise şöyle özetliyor Prof. Güntürkün:


“Kendimi bildim bileli merak ettiğim tek konu insan beyninin nasıl çalıştığı oldu. Bu konuda ne kadar kitap varsa hepsini okudum. Hatta annem bana mikroskop alsın diye aylarca bulaşık yıkadım. Aldığım mikroskobumla bütün bitki ve böcekleri inceledim. En büyük desteği de doktor olan babamdan aldım. Hastaneden mikroskop camına sürülmüş kan örnekleri getiriyordu. Onları inceliyor, rapor tutuyordum. Artık kararımı vermiştim. Ya tıp okuyacaktım, ya da psikoloji. Aslında zaman zaman kendime soruyorum. ´Benim bilime olan merakımı hastalığım mı körükledi?´ diye. Ama bunu yine yapardım… Liseyi Türkiye´de okuduktan sonra, Almanya´ya tekrar gittim. Ama bu kez üniversite için. Bochum Psikoloji Fakültesi´ne girdim. Aslında biraz hayal kırıklığı oldu. Psikolojinin beyin araştırmasına yatkın bir bilim olmadığını okulda öğrendim. Ama daha sonra doktoramı anatomi üzerinde yaptım.”


Yeni Buluşlar Yolda
Gece gündüz demeden bilim yolunda hızla ilerleyen ve çalışmalarıyla önemli ödüller alan Prof. Dr. Onur Güntürkün, beynin iki yarımküresinin fark şekilde çalıştığını buldu. Buna tıp literatüründe, ´lateralizasyon´ deniyor. Güntürkün çalışma arkadaşları ise güvercinler. Zira üniversitesinde yetiştirdiği güvercinlerle yaptığı deneylerle, otistik ve parkinson gibi nörolojik hastalıkların tedavisinde önemli gelişmeler kaydediyor. Beynin sırrını çözen Prof. Güntürkün, bu çalışmalarıyla Bochum Üniversitesi Üstün araştırmalar Ödülü, Alman Araştırma Fonu Bursu ve Gerhard Hess Bilim Ödülü´nü kazandı. 1995 yılında da Almanya´nın en büyük bilim ödülü olan ve yaklaşık 1 milyon mark değerindeki Krupp Bilim Ödülü´nün sahibi oldu. Prof. Güntürkün şimdi 11 asistanıyla birlikte bilgisayar ortamında yapay beyinler yaratarak, çalışmalarını sürdürüyor.

Unutkanlık Tarih Olacak



Prof. Onur Güntürkün, araştırmasını şöyle anlatıyor: “Şu anda beynin ön kısmının kısa vadeli bellek mekanizmalarını nasıl gerçekleştirdiğini araştırıyorum. Önemli bir kısmını keşfettik. Uygulamaya geçmesi uzun vadede olacak. Örneğin bir telefon numarasına bakar, numarayı görür ve çevirirsiniz. Numara düştüğü an da unutursunuz. Bu arada gözlerinizi rehberden ayırıp telefona baktığınızda ise o numara kısa bir süre için beyinde kalır. İşte bu araştırma, bu mekanizmanın nasıl olduğuna yönelik. Araştırmalarda şimdiye dek elde ettiğimiz sonuç şu: Korteksteki hücrelerin küçük bir kısmı, algılanan bir uyarı hala devam ediyormuş gibi davranır.
Yani uyarıyı gözünüzün önünden aldığınızda hala varmış gibi reaksiyon göstermeye devam ediyor beyin. Başka bir uyarının gelmesiyle bu hücrelerin reaksiyonu sona eriyor. Bunun olmaması için ikinci bir unsura ihtiyacımız var. Bu da ´dopamin´ denen kimyasal bir madde. Bu hücrelerin bulunduğu merkeze dopaminin aynı anda salgılanmasıyla, hücrelerin tepkisi korunuyor. Sonraki uyarılar bu ilk uyarının yol açtığı reaksiyonu bitirmiyor. Bu araştırmamız, uzun vadede unutkanlığı en aza indirecek. Yaşlandığımızda dopamin sistemi sayısal olarak azalıyor. Bazı bunama türleri için tedavi çeşitleri geliştirilebilir.”

Edison'a Alternatif Işık Kaynağı



Türkler, Edison'un icat ettiği ampule alternatif nanoteknoloji ürünü ışık kaynağı üretti.

Bilkent Üniversitesinden araştırmacılar, geliştirdikleri ''ayarlanabilir beyaz ışık'' teknolojisiyle Edison'un ürettiği ampulleri yüzyıl sonra değişime uğrattı.Edison'un ürettiği ampuller ısıyı ışığa dönüştürürken, nanotekonoloji ileüretilen nanokristalli ledler ise elektrik enerjisini direkt ışığa çeviriyor. LED(Light Emitting Diode, Işık Yayan Diyot) tabanlı ışık kaynaklarının ömrü 23 yıl sürecek ve otomobillerin aydınlatma sistemlerinde köklü değişiklere gidilecek.

Yüzde 90 oranında enerji tasarrufu sağlayan LED bazlı ışık kaynaklarınınküresel ısınma sorununa alternatif çözüm getireceği belirtiliyor.Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü ve Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Hilmi Volkan Demir ile öğrencileri Sedat Nizamoğlu, Tuncay Özel ve Emre Sarı'nın bu çalışmaları, dünyanın en prestijli dergileri arasında bulunan ''NANOTECHNOLOGY'' dergisinin 14 Şubat 2007 baskısında da kapak konusu oldu.
Dünyada Bir İlk

Demir, başkanlığını yaptığı araştırma grubunun, nanokristal kullanarak beyaz ışık üretimini dünyada ilk kez ayarlanabilir renk özellikleri ile başardıklarını kaydetti.Demir, beyaz LED ışık kaynaklarının, geleceğin aydınlatma sistemlerindegeniş kullanım alanı bulacağını belirterek, çalışmalarındaki tasarım, modelleme, fabrikasyon, deneysel karakterizasyon ve kurumsal analizlerin tamamının Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezinde ve İleri Araştırma Laboratuvarında gerçekleştirildiğini kaydetti.

Türk Öğrenciden Süper Mercek

Bilkent Üniversitesi doktora öğrencisi Koray Aydın, literatürdeki örnekleri arasında en iyisi olarak gösterilen ''yüksek çözünürlüklü süper mercek'' geliştirdi.

Metamalzemelerle geliştirilen süper merceklerin optik dalga boylarında kullanılmasıyla, gözle görülemeyen molekül ve virüsler mikroskoplar altında incelenebilir hale gelecek. Nanoteknoloji temelli metamalzemeler sayesinde pozitif optiğin sınırları aşılacak ve farklı dalga boylarında da üstün özelliklere sahip süper mercekler yapılacak.



 

Son Yazılar

İzleyiciler

Osman Demirci Copyright © 2009 düzenleyen: Osman Demirci